83 yaşındaki bir anne, çocukları tarafından “daha iyi bakılacak” denilerek huzurevine bırakılmıştı…

83 yaşındaki bir anne, çocukları tarafından “daha iyi bakılacak” denilerek huzurevine bırakılmıştı… ama kimse onun yıllardır sakladığı büyük mirastan haberdar değildi. Çocukları gerçeği öğrendiğinde onu geri almak için kapıya dayandılar; fakat yaşlı kadın, servetini hiç beklemedikleri gizemli bir kişiye bırakmıştı.

Benim adım Nermin Kaya. 83 yaşındayım. Bu huzurevinin üçüncü katındaki küçük odamda tam dört yıldır yaşıyorum. Çocuklarım beni buraya bırakırken, “Sadece birkaç aylığına, anne” demişlerdi. O birkaç ay, önce mevsimlere, sonra unutulmuş bayramlara, en sonunda da içimde sessizce kabuk bağlayan bir yaraya dönüştü.

İlk günlerde odamın kapısı her açıldığında gözlerim parlar, Murat geldi sanırdım. Telefon her çaldığında Selin arıyor diye bastonumu düşüre düşüre komodine uzanırdım. Kerem’in çocukken yaptığı gibi kapıdan başını uzatıp “Anne, aç mısın?” diye sormasını beklerdim. Ama beklediğim hiçbir ses gelmedi.

Gelenler hemşirelerdi. İlaç saatimi söyleyenlerdi. Bazen de Yusuf’tu.

Yusuf Demir, huzurevinde bakım görevlisiydi. Kırklı yaşlarının başında, az konuşan, gözleri hep yorgun ama sesi hep yumuşak bir adamdı. İlk gece ağladığımı duyup kapımı çalmıştı.

—Nermin teyze, çay ister misin? — demişti.

O gece bana çay değil, insan olduğumu hatırlatmıştı.

Aradan yıllar geçti. Çocuklarımın unuttuğu doğum günlerimde pastanın mumlarını Yusuf yakardı. Bayram sabahları elimi öper, “Annem hayatta olsaydı önce onun elini öperdim” derdi. Kışın kalorifer bozulduğunda battaniyesini getirip üzerime örterdi. Yazın bahçeye çıkmak istemediğimde beni zorlamaz, “Bugün canın gökyüzüne bakmak istemiyorsa bakmayız” derdi.

Ben de ona her şeyi anlatırdım. Hasan’ı, gençliğimi, çocuklarımı nasıl büyüttüğümü, aç kaldığım günlerde onlara tokmuş gibi davrandığımı… Bir tek mirastan bahsetmezdim. Çünkü miras, insanın değerini ölçen bir tartı değildi benim gözümde. Ama kader, sakladığımız gerçekleri bazen herkesin önüne kendisi çıkarıyor.

Rahmetli eşim Hasan’ın yıllar önce aldığı arsalar, yeni otoyol projesiyle bir anda servet değerine ulaştı. Haberlerde soyadımı duyan çocuklarımın aklına, dört yıldır unutulan anneleri geldi.

O sabah huzurevinin bahçesinde oturuyordum. Elimde Yusuf’un getirdiği ince belli çay bardağı vardı. Kapıdan içeri önce Murat girdi. Takım elbisesiyle, pahalı kokusuyla, yüzünde yıllardır görmediğim sahte bir telaşla yanıma yaklaştı.

—Anneciğim…

Bu kelimeyi duyunca içim sızladı. Çünkü evlat insanı en çok sevdiği kelimelerle yaralayabiliyordu.

Arkasından Selin geldi. Gözleri doluydu ama gözyaşı yoktu. Kerem ise daha sabırsızdı; sanki beni değil, anahtarı teslim almaya gelmiş gibiydi.

—Seni eve götürmeye geldik anne — dedi Murat. — Burada kalman doğru değil.

Dört yıldır doğru olan şey, o sabah birden yanlış olmuştu.

—Neden şimdi? — diye sordum.

Selin hemen elimi tuttu.

—Biz hatamızı anladık anne. İnsan bazen hayatın koşturmasında…

Elimi yavaşça çektim.

—Ben sizin annenizdim Selin, koşturmanın arasında unutulacak eski bir eşya değil.

Kerem sabırsızca araya girdi.

—Anne, tamam geçmişi konuşmayalım. Avukatla da görüşürüz. Tapu işleri karışmadan seni eve alalım.

İşte o an her şey çıplak kaldı. İçimde yıllardır kalan son umut da sessizce yere düştü.

Tam o sırada avukatım Kemal Bey huzurevinin bahçesine girdi. Elinde kahverengi bir dosya vardı. Çocuklarım onu görünce toparlandı. Murat hemen ayağa kalktı.

—Annemin işleriyle artık biz ilgileneceğiz — dedi.

Kemal Bey sakin bir sesle cevap verdi:

—Sayın Nermin Kaya’nın vasiyeti noter huzurunda düzenlenmiştir. Kendisi akıl sağlığı raporuyla birlikte tüm işlemleri hukuka uygun şekilde tamamlamıştır.

Selin’in yüzündeki ifade değişti.

—Vasiyet mi?

Kemal Bey dosyayı açtı.

—Nermin Hanım, taşınmazlarının büyük kısmını Yusuf Demir adına bırakmıştır. Kalan bölüm ise huzurevindeki kimsesiz yaşlıların bakım fonuna aktarılacaktır.

Sanki bahçedeki bütün kuşlar aynı anda susmuştu.

Murat’ın yüzü kıpkırmızı oldu.

—Anne, sen bizim hakkımızı bir yabancıya mı verdin?

Ona baktım. Karşımda, bir zamanlar ateşi çıktığında sabaha kadar başında beklediğim oğlum vardı. Ama gözlerinde annesini değil, kaybettiği parayı gören bir adam duruyordu.

—Yusuf yabancı değil — dedim. — Yabancı, dört yıl boyunca annesinin yaşayıp yaşamadığını merak etmeyendir.

Kerem öfkeyle bir adım attı.

—O adam seni kandırmış!

Yusuf, biraz ileride tekerlekli sandalyedeki Hatice Hanım’ın dizlerine battaniye örtüyordu. Konuşulanları duymuştu ama başını eğmiş, tek kelime etmemişti.

—Hayır — dedim. — Yusuf benden bir şey istemedi. Bir gün bile arsaları, parayı, tapuyu sormadı. Bana sadece çay getirdi, ilaç saatimi hatırlattı, yalnız ağladığım gecelerde kapımı çaldı. Bazen insanın miras bırakmak istediği kişi, kanından olan değil, kalbini incitmeyendir.

Selin ağlamaya başladı bu kez. Belki gerçekti, belki geç kalmış bir pişmanlığın ağırlığıydı. Murat başını çevirdi. Kerem ise dişlerini sıkarak uzaklaştı grsele ilerleyn devamı sonraki syfada....

FOTO GALERİLER