Lise yıllarımın kabusu, hayatımı cehenneme çeviren Aslıhan’dan beklediğim son şey bir davetiyeydi.
İstanbul’un nemli sıcağında, Boğaz kıyısındaki o görkemli otelin terasında rüzgar saçlarımı savururken kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Aynadaki yansımam yabancı birine aitti; zümrüt yeşili saten elbisem vücudumu bir zırh gibi sarıyor, elmas küpelerim loş ışıkta parlıyordu. Ama içimde hala o on yedi yaşındaki ezik, gözlüklü kızın titrediğini hissedebiliyordum. Aslıhan’ın yirmi yıl boyunca her gece kabuslarımı süsleyen o kıkırtısı kulağımdaydı. Şimdi ise yanımdaki adamın, Demir’in koluna girmiştim. Demir, bir ajansın portföyündeki en pahalı, en kusursuz 'sevgili' adayıydı. 'Hazır mısın Leyla?' dedi Demir, sesi kadife gibi yumuşaktı. Göz kırpışında bile profesyonellik vardı ama tuhaf bir şekilde beni gerçekten önemsiyormuş gibi hissettiriyordu. 'Onlara sadece başarılarını değil, yanında taşıdığın bu asaleti de göstereceğiz.' Derin bir nefes aldım. Aslıhan’ın sosyal medya üzerinden gönderdiği o iğrenç teklif mektubu çantamdaydı: 'Eski kocan ve müstakbel eşim Kerem’le seni bekliyoruz.' Onu mahvetmeye, en azından yarım kalan hesabımı kapatmaya hazır olduğumu sanıyordum.
Balo salonunun kapıları açıldığında altın sarısı ışıklar gözümü aldı. Şehrin en seçkin iş insanları, eski sınıf arkadaşlarım ve hatırlamak istemediğim pek çok yüz oradaydı. Demir ile içeri girdiğimizde kısa bir sessizlik oldu. Demir’in boyu, omuzlarının genişliği ve o karizmatik duruşu, salondaki en iddialı kadını bile durup baktıracak cinstendi. Aslıhan’ın köşede, beyaz dantelli gelinlikten hallice bir elbiseyle Kerem’in kolunda durduğunu gördüm. Kerem, hayatımdaki en büyük hataydı; Aslıhan’ın yalanlarına inanıp beni yarı yolda bırakan adam şimdi bir kukla gibi onun elini tutuyordu. Yanımıza yaklaştıklarında Aslıhan’ın yapmacık gülüşü yüzüne donup kaldı. 'Leyla, canım!' dedi, ama gözleri Demir’in üzerinde açlıkla geziniyordu. 'Bizi şaşırttın. Bu beyefendi kim?' Demir, elimi daha sıkı tutarak öne çıktı: 'Demir Sancaktar. Leyla’nın hayatındaki tek gerçek değer.' Aslıhan’ın yüzündeki o 'kazanan' ifadesi çatlamaya başladı. 'Ah, ne güzel. Ama bir yerden tanıdık geliyor gibisin... Yoksa seninle bir katalog çekiminde mi karşılaşmıştık?' Aslıhan’ın bu zehirli oku boşa gitti çünkü Demir bir milim bile sarsılmadı. 'Belki de rüyalarınızda görmüşsünüzdür hanımefendi, genelde öyle olur,' dedi alaycı bir kibarlıkla. Bir saat boyunca masalar arasında gezdik; insanlar benim başarımı, Demir’in nezaketini konuştu. Aslıhan’ın sinir krizi geçirdiğini çenesindeki o titreme belirtisinden anlıyordum. Kerem ise sürekli bardağına bakarak pişmanlığını yudumluyordu. Ancak Aslıhan, bu kadar çabuk pes edecek bir kadın değildi. Sahnedeki orkestra çalmayı kestiğinde, elinde bir şampanya kadehiyle podyuma çıktı. Mikrofonun cızırtısı tüm salonda yankılandı Devamı...