Aynadaki Son Kırılma
İstanbul’un nemli sıcağı pencerelerden içeri sızarken, Selin banyo aynasının karşısında durmuş, yabancı bir kadına bakar gibi kendi yansımasını inceliyordu. Sadece sekiz hafta önce, bu göbeğin içinde bir can atıyordu. Şimdi ise geriye kalan tek şey, yasın getirdiği ağır bir şişkinlik ve ruhundaki kapanmaz yaralardı. Eşi Mert, kapının eşiğinde belirdi. Gözlerindeki şevkat, yaşadıkları kaybın ortak sancısını taşıyordu. Mert, kız kardeşi İdil’e karşı her zaman zaafı olan bir ağabeydi. Aralarındaki yaş farkı nedeniyle onu kızı gibi görmüş, anneleri ve babaları yoğun mesailerde dirsek çürütürken İdil’in her okul gösterisine, her ağlama krizine o yetişmişti. İdil’in zengin bir iş adamının oğluyla yapacağı o gösterişli düğün için Mert tüm birikimini seve seve ortaya koymuştu. 'O benim tek kardeşim Selin, hayalindeki gibi bir düğünü hak ediyor,' demişti aylar önce. Selin de onay vermişti; çünkü birinin hayallerine dokunmak, kendi kaybının boşluğunu bir nebze olsun doldurur sanmıştı. Ancak üç gün önce İdil’in evinin önünde duydukları, bu fedakarlığın ne kadar beyhude olduğunu kanıtlamıştı. Kapı aralığından sızan o tiz kahkaha ve 'Selin o haliyle mayoya girip aramıza katılamaz, resmen bir balina gibi duruyor yanında. Su parkını boşuna seçmedim, kendisi gelmek istemeyecek zaten,' cümlesi, Mert’in yüzünde buz gibi bir ifadeye sebep olmuştu. Mert o an hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp arabaya yürümüştü.
Bekarlığa veda sabahı geldiğinde Selin gitmeyeceğini, kendini iyi hissetmediğini söylemişti. Mert ise beklenmedik bir kararlılıkla banyoya girdi ve elindeki şık mağaza çantasını tezgaha bıraktı. 'Hazırlan Selin. On beş dakikan var,' dedi. Sesi o kadar derin ve sarsılmazdı ki, Selin itiraz edemedi. Çantanın içinden çıkan siyah, zarif ve vücudu toparlayan mayo, Selin'in korkularıyla yüzleşmesi için hazırlanmış bir zırh gibiydi. Kırk dakika sonra Kilyos’taki o lüks su parkının kapısından içeri girdiklerinde, güneş tepede tüm yakıcılığıyla parlıyordu. Havuz başında toplanan İdil ve arkadaş gurubu, ellerinde kokteyllerle kahkaha atıyorlardı. Selin, Mert'in kolunda, başı dik ama kalbi aslan ağzındaymış gibi çarparak ilerledi. İdil, onları görünce elindeki bardağı neredeyse düşürüyordu. 'Ağabey? Sizin burada ne işiniz var? Selin, gelebileceğini düşünmemiştim,' dedi, sesi yapmacık bir şaşkınlıkla titreyerek. Mert, kardeşine her zamanki o yumuşak bakışıyla değil, bir yabancıya bakar gibi baktı. 'Selin gelmek istedi İdil. Sonuçta bu organizasyonun her kuruşunu biz ödedik, en çok onun eğlenmeye hakkı var,' dedi. İdil’in yanındaki arkadaşları birbirlerine bakıp fısıldaşırken Mert durmadı. Cebinden telefonunu çıkardı. 'Aslında bir şey eksik kalmış,' dedi Mert. 'Düğün mekanıyla ilgili bir pürüz çıktı, onu halletmem gerekiyordu.' Mert telefonu hoparlöre aldı. Uzun bir çalışın ardından karşıdaki ses 'Buyurun Mert Bey,' dedi. Bu ses, şehrin en görkemli düğün otelinin organizasyon müdürüydü Devamı....