Gölge Anne
Sabahın ilk ışıkları yatak odamızın perdesinden sızarken, midemdeki o tanıdık çalkantı, hamileliğin getirdiği doğal bir bulantıdan ziyade yaklaşan bir felaketin habercisi gibiydi. Aynanın karşısına geçip yirmi dokuz yaşındaki yüzüme baktığımda, sadece bir anne adayının ışıltısını değil, son iki yıldır ruhumu kemiren o görünmez gölgeyi, Nermin’i gördüm. Nermin, eşimin annesi olmaktan ziyade, hayatımızdaki her nefesi denetleyen bir bekçi gibiydi. İlk buluşmamızda taktığı kristal broşun soğukluğu, evliliğimizin her anına sinmişti. Eşimle baş başa yediğimiz akşam yemeklerinde garsonun getirdiği fazladan bir sandalyeydi o; balayımızda telefon ekranından eksik olmayan tek kişilik bir denetim ordusuydu. Hatta biz yeni evimizin anahtarlarını daha cebimize koymadan, yan binadaki boş daireyi kiralayıp pencerelerimizi birbirine kenetlemişti.
Hamileliğimin haberi yayılır yayılmaz, bu gölge daha da koyulaştı. Nermin artık sadece bir kayınvalide değil, hayatımın başrolünü benden çalmaya ant içmiş bir yönetmen gibi davranıyordu. Doktor randevularımda muayene odasına girmek için hemşirelerle kavga ediyor, "Ben bu yollardan geçtim, senin bünyen zayıf," diyerek tabağımdaki yemeğe bile müdahale ediyordu. Ebeveynlik kursunda nefes egzersizleri yaparken hemen sağ tarafımda bitivermesi, eşimle kurduğumuz tüm hayallerin arasına gri bir perde çekiyordu. Bebeğimin ismini o koymalıydı, odasının rengine o karar vermeliydi; sanki o içimdeki canı değil, doğrudan benim hayatımı doğurmaya hazırlanıyordu.
Cinsiyet belirleme partisinin sabahı, bahçeye kurulan süslemelere bakarken ellerimin titremesine engel olamadım. Pembe ve mavi tüllere sarılı bahçemiz, birazdan yaşanacak o büyük anın sessiz tanığıydı. Eşim kollarıyla beni arkadan sarıp, "Her şey mükemmel olacak, bugün sadece bizim günümüz," diye fısıldadığında bile, gözlerim istemsizce yan binanın penceresine kaydı. Nermin oradaydı, perdenin arkasında kıpırtısızca duruyor, sanki bir avcı gibi saldıracağı anı kolluyordu. Misafirler yavaş yavaş toplanmaya başladığında, midemdeki o yumru daha da sertleşti. O gün sadece bebeğimizin cinsiyetini öğrenmeyecektik; ben aynı zamanda Nermin’in inşa ettiği bu boğucu hapishaneden bir anlığına da olsa kaçabileceğimi umuyordum. Ancak onun yüzündeki o çarpık, zafer kazanmış gülümsemeyi gördüğümde, planladığı şeyin basit bir kıskançlıktan çok daha karanlık olduğunu henüz bilmiyordum. Dev balonun önünde toplandığımızda, gökyüzünün parlak maviliği bile içimdeki o uğursuz hissi dağıtmaya yetmedi. Balonu patlatacak iğne elimdeydi ama sanki namlu bana doğrulmuştu grsele ilerleyin devamı sonraki sayfada.....