Beşinci Yıldönümünde Çatırdayan Ev

Beşinci evlilik yıldönümümüzü kutlamak için salona dizdiğim mumlar, Serhat elindeki şarap kadehini bırakırken bir anda sönmüş gibiydi. Gözlerim üzerindeyken yüzünde bir çekingenlik gördüm, telefonunu cebine sıkıştırdı ve derin bir nefes aldı. "Söyleyecek bir şeyim var" dedi. Sesi normalden daha uzaktı.

Oturduk, pasta masanın ortasında duruyordu ama ikimiz de ona bakmıyorduk. Serhat başını iki yana salladı, kelimeleri seçiyordu. "Ofiste bir şey oldu Elif" dedi. "Sekreterim yedi aylık hamile." Bu cümle evin içinde bir yerde çarpıp yankılandı.

Kafamda hesaplar, yılların ortak alışkanlıkları karıştı. "Nasıl yani?" diye fısıldadım, sesi titredi ama o daha ağır bir şey söyledi. "Çocuk sahibi olamaman benim suçum değil." Bu söz, bir tokat gibi yüzüme çarpıp yere düşürdü beni; suçlamanın soğuk bir kesinliği vardı.

Duyduklarımın ardından saatler değil anlar geçmiş gibiydi. Serhat açıklama yapmaya çalıştı, nedenleri, zamanlaması, pişmanlıkları; ama kelimeler maddenin atomları gibi dağılmıştı. Ben ise kulaklarımda yılların suskunluğunu duyarak bir bavul açıp kıyafetleri rulo yapmaya başladım. O gece suskunlukla dolu bir toplama işi oldu; ağlamadım, anlatacak cesareti yoktu gözlerimde.

Bavulumun fermuarını kapatırken evin her köşesi bana geçmişimizi fısıldıyordu. Fotoğraflar, notlar, küçük hatıralar; hepsi bir anda yabancılaştı. Serhat, ne yapacağını bilmez bir ifade ile oturma odasının köşesinde durdu. "Elif, bunu konuşalım" dedi. "Konuşmak için daha fazla vakit vermen gerektiğini biliyorum ama ben..." Cümlesi kesildi.

Sokakta ayaz vardı. Apartmanın koridorunda adımlarımı saydım; ağır ama kararlıydı. Bir arkadaşımın evine sığındım, gecenin karanlığında kalbim paramparçaydı ama bir parça da netlik kazanıyordu: Bu olanın sorumluluk dağılımı, sırların ağırlığı ve artık birbirimizi daha fazla yıpratamayacağımız gerçeği....

FOTO GALERİLER